Binlerce Ermeniyi Soykırımdan kurtaran iki Danimarkalı: Karen Jeppe ve Maria Jacobsen

Foto 2

Vor Frue Kilisesin’de Soykırım anıldı. Foto: Sille Arendt

Günlerden 19 Nisan, Ermeni Soykırımının 100. yılı adına bir haftadır Danimarka’nın çeşitli kiliselerinde ibadetler düzenlendi. Bugün ise Kopenhag’ın en eski ve en gözde kiliselerinden biri olan – ’Vor Frue’ – kilisesinde ibadet yapıldı. Bunun detaylarını kısaca anlatayım sizlere. Kopenhag’ın en işlek caddelerinde konumlanan bu büyük kilisenin ana girişinde ağır silahlı   4-5 polis, kiliseye gelenlerin güvenliğini koruyor. Danimarka’da bu derecede güvenlik önlemlerine aslında çok da alışkın değiliz. Fakat 20 Şubatta, Vor Frue Kilisesi’nden sadece 20 metre uzağında olan Yahudi sinagoguna yapılan terör saldırısından dolayı bir çok etkinlikte güvenlikler arttırıldı. Geçen hafta Kopenhag’daki Ermeni Soykırım heykeli ile bağlantılı olarak, Türk Başkonsolosluğuna yakın bir takım gazetecilerin ve Türk akademisyenlerin, bu heykelin Danimarka’da yaşayan Türkleri şiddetle kızdıracağını söylemesi tabii ki de güvenlik açısından önlemler alınmasını gerektirdi. Kiliseye girerken herhangi bir şahsi güvenlik kontrolü söz konusu değildi, çok rahat girebildik. İçerisi çok kalabalıktı, kilisenin bütün oturma sıraları artı balkon bölgesi doluydu. Tahminimce katılımcıların yüzde ellisi Ermeni, yüzde ellisi de Danimarkalıydı. Kilise mor şeritlerle ve de mor çiçeklerle süslenmişti. Katılımcıların bazıları da mor renkli kıyafetler giyinmişti. Ayrıca katılımcıların çoğu, yakalarına Soykırımın 100. yılının sembolü olan mor ’unutmabeni’ çiçeği broşu takmış veya boyunlarına yine aynı sembolleri taşıyan boyun atkısı sarmıştı.

ISID katliamlarının mağdurları için de dua edildi

Dualar başlamadan önce Ermenistan Büyükelçisi Hrachya Aghajanyan açılışı Soykırım mağdurlarını anarak yaptı. Sonrasında iki çocuk korosu eşliğinde dualar edildi. Korolardan biri Danimarka’nın Haslev Gençlik korosu, ötekisi ise Ermenistan’dan gelen St. Hovhannes Church korosu idi. Danimarkalı çocukların oluşturduğu koro bir ara Ermenice dualar bile etti. Dua aralarında Kopenhag piskoposu Peter Skov-Jakobsen ve Suriye’nin başkenti Şam’dan gelen Ermeni Kilisesi piskoposu Armash Nalbandian konuşmalar yaptı. Duaların bitiminde bir dakikalık saygı duruşu ile Soykırımın mağdurları anıldı ve ruhlarına mumlar yakıldı. Ermenistan’dan gelen korodan bir çocuk kaval eşliğinde Ermenice bir ezgiyi seslendirirken gözyaşlarını tutamayanlar oldu. Kilisede yanımda duran genç bir Ermeni kadın, boynunda mor ’unutmabeni’ çicekli atkısı, kucağında bebeği ve elini tutan eşi ile şarkıya eşlik etti. Agnessa Thvmasian isimli genç kadın daha sonra bana, bu etkinliklerin Danimarka’da yaşayan Ermeniler için onure edici olduğunu ve ayrıca bu vesile ile başka toplulukların da Soykırım hakkında bilinçlenmesine katkı sunduğunu söyledi. ”Benim burada yaşayan Türk arkadaşlarım var, ve hepsi çok duyarlı ve Soykırımın yapıldığını kabul ediyorlar, bizim Türklerle hiçbir sorunumuz yok, sadece Türkiye hükümetine kırgınız” dedi.

foto 3

Kilisede ölüleri anmak icin mumlar yakıldı. Foto: Sille Arendt

Danimarka’lı piskopos Peter Skov-Jakobsen, kilisede yaptığı konuşmasında sürekli İncil’den örneklerle affetmekten bahsetti, fakat Soykırımla ilgili suskun kalanları şu sözlerle kınadı: ”Çağdaş Türkiye’nin, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında gerçekleşen Soykırımdan kendini arındırması ne anlama gelir? Hem Türkiye – Ermenistan, hem de Türkiye – AB arasında yepyeni bir dönem açılır. Dünya barışı için büyük bir uzlaşının sinyalini verir. Öylesine güçlü bir sinyal verir ki, Ortadoğu’nun kavgalı uluslarını bile barışa yöneltecek boyutta olur. Dün Ermenistan’da, bugün Suriye’de ve yıllar önce Srebrenica ve Rwanda’da yaşamını yitirenler için birlikte dua edelim.”

Şam’dan gelen piskopos Armash Nalbandian kendi kilise topluluğuna kendi hikayesini anlattı, dedesi bir Soykırım yetimi olarak gelmiş Halep’e. Nalbandian yaptığı konuşmada Türkiye’nin Soykırımı inkar etmeye devam etmesi takdirde, insanlık adına işlenecek suçların önüne geçmeyeceği anlamına geleceğini belirtti. ”Tıpkı Nazilerin Yahudi Soykırımını planladığı zaman Hitler’in: Bakın Ermeni Soykırımından kimse bahsetmiyor, demesi bunun en ciddi örneğidir. Soykırımı ve bunun suçlularını kınamalıyız, gerek mağdurlarının anısına saygı için, gerek olası insanlık suçlarını önlemek adına. Bakın tüm dünya Suriye’de yaşanan katliamlara nasıl da pasif kalıyor.” dedi Nalbandian.

Soykırımı belgeleyen iki Danimarkalı kadın defalarca anıldı

Açılışta Ermenistan Büyükelçisi Aghajanyan, piskopos Skov-Jacobsen ve Nalbandian konuşmalarında ayrı ayrı Soykırımı o dönem yerinde belgeleyen iki Danimarkalı kadın Karen Jeppesen ve Maria Jacobsen’i de andı. Isimleri Ermenistan’da kutsallaşmış olsa da Danimarka’da ve Türkiye’de duymayan çok fazla kişi var. Peki kimdi bu kadınlar?

1876 doğumlu olan Karen Jeppe’den başlayalım. Kendisi bir öğretmen kızıdır ve kendisi de ögretmenlik eğitimi alır. 1902’de Osmanlı İmparatorluğundan dönen Danimarkalı yazar Åge Meyer Benedictsen’in anlatımını dinler. Benedictsen, Osmanlı topraklarında şahit olduğu sefaleti ve perişanlığı anlatır. 1895’te Abdülhamid’in emrini verdiği Soykırımın sefil ve aç bıraktığı Ermeni yetimlerinin hikayeleri Karen Jeppe’yi fazlasıyla etkiler ve kısa süre sonra ’Danimarkalı Ermeni Dostları’ derneğine yardımını teklif eder. Dernek Jeppe’yi 1903’te Urfa’ya gönderir ve burada Almanların Orient-Mission kurumuna ait erkek yetimhanesinde öğretmen olarak görevine başlar. Jeppe kısa sürede bölgenin yerel dillerini öğrenir. Jeppe, bir bacağı öbüründen uzun olduğu için ciddi fiziksel sorunları olmasına rağmen çok da riskli bir dönemde Osmanlı’da insanlara yardım etmeyi seçer. 1915 Soykırıma bizzat şahit olan Jeppe Danimarka’ya olayları mektuplarla iletir, birisinde ölüm konvoylarını şöyle anlatır:

 ”Ne mutlu ta Urfa’nın Surlarından o sarı kavrulmuş ovalara kadar uzanan, bitmek bilmeyen Ölüm Sokağına şahit olmayana. Ölüm Sokağı tıklım tıklımdı, ama taze yeşeren ağaçlarla değil, insan cesetleri ile doluydu. Çürümenin tüm evrelerinde cesetler vardı. Kimileri, surların tam dışında yenik düşmüş ölüme, coğu da sopalarla vurula vurula bir kaç yüz adım atabilmiş sadece.”

Jeppe Urfa’daki evinin bodrum katında onlarca ermeniyi aylarca saklamayı başarmış. Dağlarda saklanan ermenilere de erzak yardımı sağlamıştı. Soykırımdan iki sene sonra Danimarka’ya dönen Jeppe, dayanamayıp 1920’de bu sefer Suriye’nin Halep kentine gitmiş, ve burada bir yetimhane açarak binlerce ermeni çocuklarına bir gelecek sağlamıştı. Jeppe’nin yetimhanesine, o dönemin Birleşik Milletlerinde komisyon üyesi olması da epey destek sağlamıştı. 1921-27 arası tam 2000 Ermeni kadınının sex kölesi olarak tutuldukları Türk ve Kürt evlerinden kurtarmayı başardı. Yaşı 59 iken 1935’te sıtma hastalığından hayatını kaybetti ve bugünlerde harabe olan Halep Ermeni Mezarlığında defnedildi. Bugün hala Karen Jeppe’nin ismini taşıyan bir okul bulunmaktadır Halep’te.

Karen Jeppe

Karen Jeppe

Maria Jacobsen 1882 doğumlu ve oldukça dindar ve misyoner bir ailenin kızı olarak yetişti. Hemşirelik eğitimini aldı ve üye olduğu misyoner birliği aracılığı ile 1907’de Harput’a gönderildi. Burada bir Amerikan hastanesinde hemşire olarak çalıştı. Jacobsen 1907’de Harput’a geldiğinde ilk olarak Ermenilere yardim etme ve sonrasında onları Protestan mezhepine çevirme umudunu taşıdı. Jacobsen de şahit olduğu Soykırımı gizli bir günlüğe aktardı, bu günlük ölümünden 10 sene sonra bulundu ve Soykırımı belgelemekte önemli yer edindi. Bu günlükte, Jacobsen tanık olduğu ölüm konvoylarını ve çoğu zaman çaresizce insanların nasıl gözü önünde öldürüldüğünü anlatmıştır. Mesela günlüğünde geçen anlatılarından birinde, insanların sistematik bir şekilde ve sadece Ermeni oldukları için ölüme sürüldüklerini detaylıca anlatmıştır. 1917’de Harput’ta bulunan misyonerlerin hepsi geldikleri ülkelere dönmek zorunda kaldığı halde Jacobsen Harput’ta kalıp, binlerce yetim Ermeni çocuklarını gizleyerek kurtarmayı başardı. 1922’de Lübnan’a taşındı, buraya ulaşmayı başaran yetim Ermeni çocukları için Fuglereden (türkçe: kuş yuvası) yetimhanesini açtı. Piskopos Nalbandian’ın da Kopenhag’a gelmeden önce gidip gördüğü Fuglereden yetimhanesi hâla aktiftir ve bir çok ermeni yetimlerini barındırmaktadır. Jacobsen 1960 yılında 77 yaşında vefat etti ve Fuglereden’de defnedildi. Jacobsen’in Soykırım öncesi ve sonrasında günlüğe aktardığı yaklaşık 1000 sayfalık metin mevcuttur. Günlüğün tamamı Ermeniceye 1978’de tercüme edildi, günlüğün İngilizcesi ve Türkçesi ise henüz bulunmamaktadır.

O zamanın konjonktüründe, genç ve bekar kadınların yurtdışına çıkması, özellikle de savaş bölgelerine gitmesi Danimarka’nın geleneksel yapısına ters düşüyordu. Danimarkalı tarihçi Matthias Bjørnlund’a göre Jeppe ve Jacobsen’in, gelenekleri ve tabuları yıkıp, kendi ayakları üstünde durmak isteyen, erkeklerden bağımsız iki kadının iradesi, bir nevi feminist dava olarak da okunmalı.

100 yil geçmesine rağmen hâla korkmak…

Vor Frue Kilisesindeki ibadet sonrasında kilisede ’Ben Ermeniyim’ adında bir fotoğraf sergisi verildi. Sergi’de Fotoğrafcı Sille Arendt Danimarka’da yaşayan Ermenilerin fotoğraflarının yanısıra hayat hikayeleri de anlatıldı. Hemen hemen hepsinin dolaylı bir şekilde Soykırımı yaşamış olmaları ziyaretcileri etkiledi. Kilisenin arka bölümünde verilen resepsiyonda ise şarap ve Ermeni tatları sunuldu ilgililere.

Resepsiyonda Jacobsen’in yetimhanesinde büyüyen Elizabeth Malakian ile tanıştım. Malakian Fugleren’den aldığı bir burs ile Kıbrıs’ta öğretmenlik okuyup ve 1979 yılında Danimarka’ya taşınmış. Geçmişi ile bildiği tek şey anneannesinden aktarılanlar. Anneannesi Adıyamanlı olduğunu, ve aile içinde Soykırımdan kurtulan tek kişi olduğunu ve Lübnan’a taşındığını anlatmış torununa. Malakian bugünlerde eşiyle hâla Danimarka’da yaşıyor, akrabaları ise çeşitli ülkelere savrulmuş. Malakian ile ettiğimiz kisa ama samimi sohbette, eşininde tastiklediği tek cümlesi: ”Ben siyaset konuşmak istemiyorum, Danimarka’da çok Türk var yanlış anlamasınlar, sorun istemiyorum, sadece Maria Jacobsen’le ilgili olan hikayemi anlattım, ben siyasetten anlamam” oldu.

Ortada Maria Jacobsen, Sağda Elizabeth Malakian ve solda anne Malakian. Foto: Şahsi, Fuglereden’de çekilmiş.

Ortada Maria Jacobsen, Sağda Elizabeth Malakian ve solda anne Malakian. Foto: Şahsi, Fuglereden’de çekilmiş.

Kilisenin lobisinde oturup sohbet eden yaşça büyük Danimarkalı iki kadın görüyorum ve merakla sohbetlerine dahil oluyorum, ”Danimarkalılar olarak size bu kadar uzak olan bir mesele sizin için ne ifade ediyor? Nedir ilginizin motivasyonu?” diye soruyorum onlara. Birgit Fleckner ismindeki kadın ilk kendini tanıtıyor, geçen sene Ermenistan’a tatile gitmiş ve çok etkilenmiş tarihinden ama özellikle de Karen Jeppe ve Maria Jacobsen’in hikayesi onu sürüklemiş. Yanındaki kadın Britta Joensen de ’Karen Jeppe ve Maria Jacobsen’i koruma komitesinin üyesiymiş, ”biz bir grup gönüllü olarak Jacobsen’in günlüğünün tamamını temize çekme projesine başladık, henüz bitiremedik ama bitiminde ya bir kitap ya da CD halinde kamuoyuna sunulacaktır, günlügün orjinali de Yerevan Milli Müzesine takdim edilecektir.” Fleckner ekliyor ”kendi el yazısı oldugu için bazı kısımları okumakta epey zorlanıyoruz, özellikle de Soykırımın gerçekleştiği günlerde Jacobsen’in yazı şeklinin çok değiştiğini görüyoruz, çok belli oluyor stres altında ve hızlı bir şekilde aktarmak zorunda olduğu, bu da beni cok duygulandırdı. Bir de her gün öleceğini saniyor o trajik günlerde.” Joensen devam ediyor ”Soykırıma kadar günlükte günlük konulardan bahsediyor, sonrasında ise Soykırımdan başka birşeyden bahsetmiyor günlüğünde.” Onlara günlükte en çok hangi anlatımdan etkilendiklerini soruyorum, Joensen: ”ah okadar çok ki, ama en kan dondurucu olaylardan biri, Ermenilerin üst üste koyulup kafalarının balta ile bir vuruşta koparılması, bazen balta yeterince derine girmezse alta kalanların ölü rolü yaparak kurtulma şansı oluyormuş, bunlardan bazıları enselerindeki yaraları ile Jacobsen’e sığınmış.”, Fleckner: ”bir de annelerinin çocuklarını katliamdan kurtarmak için kendi elleri ile derelere atmaları çok çok acı.”

Fuglereden’de Ermeni yetim çocukları, ön sırada (orta sağ) Maria Jacobsen kollarında çocuklar ile.

Fuglereden’de Ermeni yetim çocukları, ön sırada (orta sağ) Maria Jacobsen kollarında çocuklar ile.

Yine resepsiyonda 70 yaşlarında Mary Koshkerian ile tanışıyorum, kendisi Irak Ermenilerinden ve Irak Savaşı sonrası eşi Stefan Stefanian ve çocukları ile Danimarka’ya göçmek zorunda kalıyor. Şöyle anlatıyor: ”Benim dedem Soykırımda hayatını kaybetmiş, babam Irak’a geldiğinde sadece 4 yaşında bir yetimmiş. Bugün ablalarımdan biri Canada’da öbürü Avustralya’da yaşıyor, kardeşim Amerika’da, aslında bu da Soykırımın başka bir versiyonu, kopuş ve dagılma, bu da bizi öldürüyor. Bin yıl geçse bile unutamayız bu acıyı, affetmeyız, tâ ki failleri inkar etmekten vazgeçerse, çünkü o zaman ölülerimizin ruhu rahatlayacaktır.”

Resepsiyonda o kadar çok kişiyle sohbet ettim ki hepsini teker teker dahil edeyemiyeceğim ne yazık ki. Bunların bazıları çok rahat bir şekilde anlatırken hikayeleri, bazıları isimlerini vermekten çekindi. Bazıları ile İngilizce, bazıları ile Danimarkaca ve bir kaç tanesiyle Türkçe gerçekleştirdim röportajlarimi. Aslında bu da Soykırımın sebep olduğu göçün belki de en bariz portresi. Kimisinin kökleri Adiyaman’a, Erzurum’a, Istanbul’a ve Kilis’e dayanıyor, kimi ise öğrenemeden kaybetmiş yakınlarını. Onlar uzaktaki yakınlarımız.

 ”Türkiye hangi konuda güçlü?”

Şam piskoposu Armash Nalbandian Halep’li olmasına rağmen çok iyi Türkçe konuşuyor ve bana verdiği röportaji özellikle Türkçe yapmayı tercih etti, konu siyasileşince ingilizceye geçti. Nalbandian’ın süreklilikle vurguladığı konu, Ermeni Soykırımın kabullenmesinin yeterli olmadığı, bunun hem resmiyete kavuşması hem de şiddetle kınanması gerektiğini söylüyor, yeni katliamları önlemek için. Türkiye cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’in son günlerde soykırım ile yaptığı açıklamaları ise Nalbandian şöyle yorumluyor: ”Tarihcilere bırakacak bir yanı kalmadı artık bu meselenin, tarihçiler söyleyeceklerini fazlasıyla söyledi. Bu konuda oyun kelimerine gerek yok, Ermeni Soykırımı bir insanlık suçudur, bir millet topraklarından ve köklerinden koparıldı, evleri, ibadethaneleri yakıldı yıkıldı, soykırımdır bu! Şunu anlamaları gerekir, soykırımı kabullenmeyi sadece Ermenilere borçlu değiller, kendi halklarına da bunu borçlular, vermeliler ki özgürleşsin ve vicdan azabından kurtulsunlar. Türkiye güçlü bir ülke olduklarını kastediyor günümüzde, hangi konu da güçlü? Coğrafik açıdan mı? Askeri olarak mı? Evet bu konuda güçlüler. Peki ya ahlâki olarak? Mütareke konusunda Türkiye ahlaki değil, ve buna çok ihtiyacı var. Türkiye eğer ki demokrasi, eşitlik ve özgürlük istiyorsa, önce yakın tarihindeki bu kara sayfayı temizlemesi gerekir.”

Şam piskoposu Armash Nalbandian

Şam piskoposu Armash Nalbandian

Jacobsen ve Jeppe’nin foto arşivinden bazı fotoğrafları bu linkte görebilirsiniz:

http://www.kristeligt-dagblad.dk/billedserier/karen-jeppe

Reklamer

Skriv et svar

Udfyld dine oplysninger nedenfor eller klik på et ikon for at logge ind:

WordPress.com Logo

Du kommenterer med din WordPress.com konto. Log Out / Skift )

Twitter picture

Du kommenterer med din Twitter konto. Log Out / Skift )

Facebook photo

Du kommenterer med din Facebook konto. Log Out / Skift )

Google+ photo

Du kommenterer med din Google+ konto. Log Out / Skift )

Connecting to %s